Hakkımızda

İnsanlık tarihi boyunca “Kadın-Erkek” arasındaki ilişki çevresel etmenlerden bağımsız olmamış, yazılı olan ya da olmayan resmi/gayri resmi toplumsal kurallar ile başta yönetim şekilleri, ideolojiler, inanç ve din, sosyal bilim vb. alt başlıklarından sıkça etkileşerek günümüze kadar sorunlar ile gelmiş.

Dünyada kıtalar, bölgeler, ülkeler ve yönetim şekilleri gruplara ayrılarak “Kadın” ve yaşadığı “eşitsizlik” çerçevesinde araştırılıp incelendiğinde, aralarında ancak çok küçük “farklılıklar” ortaya çıkar. Efsaneler başta olmak üzere yazılı insanlık tarihinde “Kadın” anlatılan ve yaşanan her olay içinde mutlaka yer almış, iktidar ve güç hesapları içinde rol üstlenmesine rağmen birçok defa “kurban” olmaktan kurtulamamış. ”Kadın” yöneten / yönetilen olduğunda da bu durum değişiklik göstermemiş, neredeyse alnına yazılı “kader” gibi kendisine layık görülen “hayatı”, genellikle acı bazı dönemlerde ise az da olsa sevinç içinde yaşamış, yaşadıklarını ise ya aynı dönem ya da sonrasında destanlar, romanlar, şiirler, şarkılar, filmler ve oyunlara konu edilmeye devam etmiş.

İnsanlık ve evrenin tüm sorun ve sıkıntılarına paralel olarak başta iktidar güçleri ve siyasal rejimler olmak üzere, akademisyenler-düşünürler-bilim insanları-sanatçılar ve toplumun çeşitli kesimleri “Kadın ve sorunlarını” söz ve güç birliği etmişçesine “çözmek” için bir yarışa girmiş. Fakat ne acıdır ki işin öznesi olan “Kadın”, hem ikinci planda değerlendirilmiş hem de söz hakkı verilmeden “kendi iradesi dışında” sorunları çözülen kendisine biçilen “aciz” kimliğe sadece “acıyarak” izleyici olmasına izin verilmiş.

Sosyal bilim alanları teknolojik alet ve teknikler kullanılarak “Kadın” sürekli olarak çözülmeye çalışılan “çok bilinmeyenli denklem bütünü” olarak görülmüş, sürekli bir biçimde “işgal” edilip “benliği” elinden alınmaya çalışılmış. Geçen bu zaman dilimleri içinde “Kadın” kendi sorunlarını, kendi dışındaki kişi-kurum ve oluşumların çözme çabasını izlerken, söz hakkını kullanmamasını içselleştirerek daha çok “güç ve giz” sahibi olmuş. “Kadın” anatomik yapısı gereği üstlendiği önemli rol ile “Erkek” üyeden farklı olarak doğurganlık kimliği-fiziksel özelliği ve zekâsı ile her zaman ön planda olmayı iradesi ( ile )  / iradesi dışında başarmış.

“Kadın” içinde yer alacağı “Aile” kurumu içinde “geleneksel öğretiler ve kurallar” ile yetiştirilirken, öncelikli olarak din/ahlak/inanç kurallar bütünü ile kimliği oluşturulmaya başlanmış. Bunu takip eden evreler ise “Tabu-Kural-Yasak-Ahlak-Namus” perdesinin arkasında “Kadın” sadece “Aile” kurumu içinde değil, kabul edilmese bile siyasi rejimler ve yönetimlerin çağdaş bir kölesi olmuş. “Anne” kimliği ile bu klişelerin dışına çıkmaya çabaladığında ise “geleneksel öğreti ve kurallar” tarafından belirlenerek, ondan sonra gelecek nesiller içinde yer alacak “kız çocuklar” büyük oranda yine “Kadın” eli ile bu kısır döngünün aktörleri haline getirilmiş.

“Kadın” oluşan “Aile” kurumu içinde büyük “dram ve trajedi” yaşamasına rağmen kendisini belirleyen “Erkek” kimliğinin altında / arkasında bilinçli şekilde hiçleştirilip ezilmesine rağmen “var olma” savaşı içine amansızca girmiş. “Kadın” yürüttüğü bu savaşta, başlangıçtan bugüne kadar vicdansız bir döngü içinde yer almasına rağmen, yaratım gücünü yerinde kullanarak “insanlık tarihi” içinde önemli başarılara imza atmış.

Bu başarıların büyük bölümü ise yöneten güçler ve “Erkek” tarafından sürekli olarak gölgelenerek, “Kadın” başarıları ahlaksızca “küçümsenerek / sahiplenerek”  tarihsel tekrarlarında “Kadın” öncellerinde olduğu gibi çeşitli oyunlar ile geri planda tutulmuş.

“Kadın” tarihsel süreç içinde maruz kaldığı ve / veya şahit olduğu tüm haksızlık ve kuralsızlıkları kelimelere döküp düzenlemek için çaba gösterdiğinde ise karşıtları ile amansız bir mücadele içine girer. Bu görünüm içinde mücadele etmesi gereken çok yönlü rakiplere, insani zaaflar ile “hemcins” katılımı ile önemli oranda gücü zayıflatılır. Tüm bunlara rağmen gelişen teknoloji ve geçen zaman içinde önemli oranda var olma savaşını başarı ile atlatır.

Bu süreçler içinde yaşadıkları ve gelecek nesillere bırakacağı “Kadın Kimliği” mirası önemli yaralar alır, günümüze gelinceye kadar geçen bu süreçte, sosyal bilim kolları ve tıp bilim alanları önemli araştırmalar ve başarıları “Kadın Sağlığı” -ruhsal / fiziksel- açısından elde etmeyi başarır. Şüphesiz ki bu başarı öncelikli olarak “Kadın” başarısı olarak bilinmesine rağmen, günümüzde bile “eril düşünce” yapısına sahip kişi-kurum-oluşumlar tarafından önemsenmeyerek, küçümsenmeye ve basitleştirilmeye devam etmektedir.

Dünyada Kadın’ın yaşadığı bu tarihsel trajedi ve dram farklı biçimlerde çözümlere kavuşmasına rağmen ülkemizde farklı şekillerde yaşamaya devam etmekte. Tarihsel-coğrafik kimlik ve yapısı, sosyolojik gerçekliğimiz ile birlikte ele alındığı zaman bu büyük trajedinin, ezilen / ezen denkleminde yer alan Kadın-Erkek kimlikleri dönem içinde farklılaşır. Ancak bu farklılık her zaman “Kadın” aleyhine ve “kaybeden” rolü ile tamamlanır.

Türkiye’de “Kadın” için yaşadığı trajedi-dram coğrafik bölgeler ve sosyal statü normları ile değişkenlik göstermeden devam ederken, çözüm için “son söz” yine kendisine ve “Erkek” tarafından “bahşedilen bir lütuf” ile sunulur. Kendisi için başka “düşünen” ve “çözüm üreten” güç, insanlık tarihi kadar eski olan “eril düşünce” yapısı ile çözümler üretmeye başlar. İnanç-ideoloji gibi yapıların arkasına sığınarak “kurallar bütünlüğü” belirleyerek “Kadın” ve sorunsalını bu şekilde önemli oranda “kendince!” çözüme kavuşturur.

Gelişen dünya ve teknoloji ile paralel olarak ülkemizde de demokrasi ve araçları kullanılarak oluşturulan çeşitli kurum-kuruluşlar son dönemde “Kadın” ve sorunlarını çözme adına önemli merkezler olduklarını göstermekte, ancak halen başarı adına istenilen düzey maalesef “hayal” olarak bırakılmakta. Günümüze gelinceye kadar “Kadın” yaşadığı sorunları, kendi çerçevesinden yazılı ve görsel alanları kullanarak aktarıp çözümler üretmeye çabalamasına rağmen sonuç geldiğimiz düzeyde devam etmekte.

Yaklaşık 18 yıllık bir zaman dilimi içinde başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu ve Avrupa’da ‘Kadın’ tandanslı tüm çalışmaları Gazeteci/Vatandaş/Erkek olarak yerinde izleyip bizzat kişilerle görüşme imkanına sahip oldum. Özellikle ‘Kadın ve Kadın Sorunu’ konuları ile ilgilenip öykü/hikaye yazmaya başladığım dönemlerde, aslında bu sorunu ne kadar yüzeysel takip ettiğimizi, popüler kültürün sıradanlaştırıcı çarkları arasında hiçleştirilmesi ve basitleştirilmesinin tanığı oldum. Vicdani sorumluluk gereği, gördüğüm, tanıdığım ve bizzat hayatlarına girdiğim kadınların hikayelerini “farkındalık yaratmak” için yazmaya başladım.

Başlarken elimde taslak olarak çıkarılmış yaklaşık 600 farklı kadın hikayesi olduğunu fark ettiğimde ise bunları insanlarla paylaşmam gerektiğine inandım. 3.Sayfa haberleri olmaktan çok öteye geçemeyen Kadın Hikayelerinin aslında hayatımızı ne kadar belirlediğini görmek istemiyoruz. Üçleme bir seri olarak tasarladığım ‘Kadın Hikayeleri’ projesinin birinci ayağı olan  ‘Kadınların Kızları, Erkeklerin…’ adlı kitabımı tamamladım. “Kadın Hikayeleri” bölümünde beş farklı hayat ve beş farklı bölgeden kadının anlatıldığı ilk kitap içinde yer alan hikayeler birinci kitabın içeriğini oluşturmaktadır. Projenin devamında/alt başlıklarında ise ikinci ve üçüncü kitaplar ( 2. Kitap-Aldatılan Kadınlar Aldatan Kadınlar, 3. Kitap-100 Kadın 100 Hayat ) taslak olarak hazır, seçici bir kurul tarafından içerik ve biçimi değerlendirilip 6 Aylık zaman dilimi içinde yayına hazır hale getirilecek.

Bu çerçevede sitenin ve sayfamızın birincil ve önemli amacı öncelikle “Erkek ve Eril Düşünce Sahiplerinin” yüzlerine “ayna” tutmayı hedefler,çünkü ”Kadın” kendisine yaşatılan tüm sıkıntılardan kurtulma çabası içinde olduğunda,  “ayna” kendisine “Erkek ve Eril Düşünce Sahipleri” tarafından kırdırılmakta, başta bedeni olmak üzere tüm ruhsal yapısı onunla kanatılarak canı tekrar yakılmakta.

Sayfa içinde Kadın’ın toplumuzda yaşadığı her türlü baskı, şiddet, ayrımcılık, taciz/tecavüz ve ötekileştirme haberleri ile birlikte yaşanmış hikayeleri okuyacaksınız, bununla birlikte sitede yer alacak “Kadın Hikayeleri” bölümünde kendi yazdıklarımla birlikte tamamen sizlerden gelen hikayelerden oluşacak. Başınızdan geçen gerçek olay ve durumları sizler sayfamıza kısa kimlik bilgilerini (rumuz belirleyebilir, isim,şehir vb değişiklikleri yapabilirsiniz) özet olarak ilettiğiniz zaman en geç 2-4 hafta içinde “Sizin Hikayeniz” sayfamızda “Kadın Hikayeleri” bölümünde yayına hazır hale getirilecek.

SONSUZ SAYGILARIMLA

Bu Yazıda 0 Yorum Var

Yazıya Yorum Yap