MÜRVET KÜREKÇİ

İnsanın, gözleri ile bakıp yansıttıkları “yüreğinde/beyninde/dilinde/ruhunda” biriktirdiklerinin süzülmesinden oluşur. Bu bakışların muhatapları ise “cevaplarını” ancak “bilgi/birikim/algı” süzgeçlerinden geçirdikten sonra muhakeme ederek bulabilirler.

Mürvet Kürekçi ( 46 Yaşında / Haymana-ANKARA )

Çocukluğumla ilgili aklıma ilk gelen evimizde bazen yanan ama genelde soğuk olan sobamız olur, belki de o yüzden ömrüm boyunca ne ilkbahar ne de yaz aylarında bile ısınamadım. İnsanların kan ter içinde sıcaklardan kaçıp gölge aramalarına o yüzden anlam veremezdim, onlara karşı her zaman ‘hiç üşümemişler’ düşüncesine sahip olduğumu da bu yüzden hiç saklamamıştım. Annemle birlikte temizliğe gittiğimiz evlerde, adının sonradan ‘kalorifer’ olduğunu öğrendiğim kalın demir çubuklara sırtımı dayar, yerimden hiç kalkmadan sessiz şekilde annemin işini bitirmesini beklerdim. Çocuk aklıyla neler düşünürdüm neler, bazen annemin işinin hiç bitmesini istemez bazen de kardeşlerimi özleyinceye kadar olduğum yerden kalkmamayı isterdim ama her defasında annem beni sırtlayıp o soğuk Ankara sokaklarına çıkarır ve evimize geri getirirdi. Evimizi hiç sevmezdim, belki de çok soğuk olmasındandı bu sevgisizliğim, o yüzden annemle temizliğe gittiğimiz evleri daha çok severdim, bizim olmadığını bilirdim elbet ama ısındığım için çok severdim. Aklım erdikten sonra Allah’ı ve dua etmeyi sidikli Emine’den öğrendim, Allaha ne kadar dua edersem ve ne istersem/dilersem mutlaka Allahın onları bana vereceğini öğrenmiştim. Doğrusu çocuk aklımla ne kadar biliyorsam o kadar dua ediyordum, hem çoğunda da duam kabul oluyor Allah bana istediklerimi veriyordu. Temizlik için Annemle gittiğimiz bazı evlerin sahipleri nefes aldırmadan onu sürekli çalıştırıyordu, öyle ki bazı günler o kalorifer peteğinin önünde uyuya kalırdım. Annemin sırtında eve gittiğimizi yolda yüzüme kesen soğuk rüzgârdan uyandığımda eve geri döndüğümüzü anlıyordum, bir de eve geç kaldığımız için babamın annemi dövme sesi ile uyandığımda evde olduğumu anlıyordum. Babamın annemi çok sık dövmesinden sonra ısınmak için temizliğe gittiğimiz evlerden çıkmamak için Allaha dua etmeyi kestim.

… Bahar ayının ilk günleriydi, Ankara’nın soğuk sabahında annemle temizliğe gitmek için evden çıkarken kapıda babamla karşılaştık. Ayakta duramayacak kadar sarhoştu, önce bana sonra da anneme bakıp ‘akşam erken gelin dünürcüler gelecek, üstünüze başınıza da çeki düzen verin’ diyerek eve girdi. Tabi yol boyunca annemin bedduaları ve sözleri ömrüm oldukça kulaklarımda çınlayıp durmuştu, beddualardan başlayıp yıllardır gördüğümüz zulüm ve işkencelere kadar aklına her geleni söyleyip sonunu da kendine özgü beddualarla bitiriyordu. O gün neredeyse eve geri dönene kadar annem öyle beddualar etmeye, babama ve ailesine küfretmeye devam edip durdu, sonunda eve geri döndüğümüzde babamın korkusuyla dediklerini yaptık, temiz kıyafetlerimizi giyip beklemeye başladık. Babam o gece ilk defa eve o saatte geldi, önce bizleri kendince denetledi sonra da gelecek misafirlere karşı en küçük bir densizlik/hata yapılması durumunda başımıza gelecekler konusunda uyarılarını yaptı. Çok geçmeden kapı çalındı, babamın ‘gelecek misafir’ dediği Nedim ile o zamana kadar gördüğüm en tuhaf ve şişman kadın nihayet geldiler. Kadın ne bizler gibi çalışan bir kadına ne de evlerine temizliğe gittiğimiz kadınlara benziyordu, daha çok mahalleli kadınların gülerek söylediği/tarif ettiği *mama gibiydi. Beni istemeye geldiklerinin farkındaydım, beni asıl korkutması gereken bu durumken Nedim ile gelen kadını görünce daha çok korkmaya başlamıştım, çünkü kadının görüntüsü insana aile hakkında fikir veriyordu. Konuşmalar başladığında rahatladım mı korkum daha çok mu arttı tam olarak söyleyemem, çünkü kapının aralığından duyduğum ‘Nedim kardeşim rica etti, kırmayıp adet yerini bulsun diye geldim Âdem’ sözlerinden sonra karma karışık oldum. Kahveleri götürdüğümde korkumdan hiçbirinin yüzüne bakmadan alelacele odadan çıktım, ben çıkarken kadın da o bilindik kız isteme konuşmasını pis bir şekilde gülerek/alay ederek, hatta o zamana kadar hiç duymadığımız kahkahalarla yapmaya başladı. Zavallı Annem *Cevza, herhalde ömrünün en zor zamanlarını-yediği dayaklar dışında- o zaman yaşıyordu, kadının babam ve Nedim’e bakışları ile konuşmalarını sadece çaresizce dinliyordu. Babamın bildik sözleri dudaklarından dökülmeye başladığında dizlerim titremeye başlamıştı, o ana kadar sadece kadın ve başıma gelecekleri düşünürken o andan sonra daha fazla korkuya kapılmıştım. Nedim’in ceketinin cebinden çıkardığı şişkin sarı zarfı gülerek babama uzattığı, Babamın da gülerek zarfı açıp üstünden paraları göz ucu ve parmakları ile saymasından sonra artık bana göre satışım tamamlanmıştı.

… Yanımda büyük bir et yığını gibi duran Nedim’e korkumdan mı iğrendiğimden mi bilmem ama bakamıyordum bile, yaşadıklarımdan kurtulmuş olmanın farklı bir duygusunu yaşıyordum ve kafam karma karışıktı. Bacaklarımın arası sırılsıklam ve yapış yapıştı, kan ile birlikte odaya dolan o pis koku midemi gittikçe bulandırıyordu, ağlıyordum ama niye ağladığımı bilmiyordum. Ne kadar o şekilde kaldım bilmiyordum, beni kendime o anda gittikçe yükselen sesi ile Nedim’in çıkardığı hırıltılar kendime getirmişti, tıpkı söylendiği gibi kalkıp temizlenmem ve çarşafları değiştirmem gerekiyordu ama sanki yerime çivilenmiş gibi kıpırdayamıyordum. Bir iki defa ayağımı kıpırdatmaya çalıştım ama her hareketimden sonra kasıklarımdan içime, oradan da kafamın içine kadar her yerime sanki sivri uçlu bıçaklar saplıyorlardı. Ellerim, ayaklarım titriyordu, ne kadar öyle kaldım bilmiyorum ama çektiğim acıya rağmen oradan kalkmam gerektiğini biliyordum, belki de son kalan gücümü toplayıp yataktan kalktığımda yüzüstü yatan Nedim’i öyle çıplak görünce midem iyice bulanmaya başladı. Kendimi o küçük banyoya zor attım, hem ağlıyordum hem de her yerimi temizlemeye çalışıyordum, odadaki o koku içime sinmiş gibiydi, temizliğe gittiğimiz evlerde çıkmayan kir/leke ile uğraşır gibi üzerime sinmiş o kokudan kurtulmaya çalışıyordum. Kustum, üzerimdeki/bacaklarımın arasındaki kan ve sıvıları temizledim, ağladım, elime aldığım lif ile Nedim’in dokunduğu her yerimi silmeye başladım, her silmeye başladığım yere dokunuşu aklıma geliyor daha çok ağlıyor daha hızlı silmeye devam ediyordum. Delirmiş gibiydim açıkçası, sanki yıllarca bir pislik çukurunda kalmış ilke defa temizleniyor gibi vücudumun her yerini kıpkırmızı etmiştim, öyle ki bazı yerlerime su döktüğümde canım daha çok yanıyor ve daha sesli/fazla ağlıyordum. Neredeyse nefessiz kalıncaya kadar ağlıyordum, yaşadıklarım bana anlatıldığı gibi değildi, hiç söyledikleri gibi yaşamadım, zifaf gecesi deyin gerdek gecesi deyin ne derseniz deyin ama benim için işkence, acı ve ölüm gecesi gibi olmuştu. ‘Kadın olacaksın’ demişlerdi, doğduğum gün babam çocukluğumu elimden almıştı, şimdi ise onun gibi pis kokan bu adam, çocukluğumu/bekâretimi babamdan para ile satın almıştı.

… Çocuklar okula başladıktan sonra Nedim tekrar gün içinde farklı saatlerde eve gelmeye başladı, her geldiğinde üzerime çıkıp istediklerini yapıyordu, ne hastalığım ne halsizliğim ne de güçsüzlüğüm onu zerre ilgilendirmiyordu, o üzerime abanıp işini bitirip gidiyordu. Bir defasında ‘çocuklar gelecek’ dediğimde verdiği cevap kanımı dondurmuştu, o andan sonra artık Nedim’in kendisi/zevki için her şeyi yapacağına iyice inandım, hem korkum artmış hem de nasıl kurtulabileceğimi düşünmeye başlamıştım. O güne kadar ‘kader’ deyip çektim, belki çekmeye devam ederdim ama o sözlerinden sonra Nedim’in her şeyi yapacağına emin oldum, ondan sonra söyledikleri her aklıma geldiğinde midem bulandı. O zaman kadar bana yaptırmayı başaramadığı ne varsa o günden sonra yaptı, gözü yeniden dönmeye başlamıştı, korktuğumu/endişelendiğimi anladığı için istediklerini yapıyor/yaptırıyordu, ben de çaresiz ona uyuyordum. Eve getirdiği pis filmleri izlettirip, oradaki konuşmaları/hareketleri yapmamı istiyordu, yapamadığım zaman da dövmeye zorla farklı şeyler yapmaya başlıyordu. Bir yandan hastalığım bir yandan da bunlarla uğraşmaya başladığım için çok zorlanıyordum, ‘çocuktur anlamasınlar’ diyordum, onun için çabalıyordum ama başaramıyordum. Ne olduğunu sorduklarında aklıma Nedim’in söyledikleri geliyor ağlayıp onlara sarılıyordum, kısaca anlamasınlar diye çok çabalıyordum ama Can her zaman ne olduğunu fark ediyordu, onun babasına kaşlarını çatmadan baktığı tek bir günü hatırlamıyorum, Sevgi sessiz şekilde bana sarılıyor ama Can hiç öyle yapmıyordu. Nedim’in beni dövüp işini gördüğü bir gece neredeyse sabaha doğru kendimi temizlemek için kalktığımda Can’ı yatak odasının kapısında elinde ekmek bıçağıyla görmüştüm, o gün saatlerce ne kadar ağladığımı anlatamam.

… Aradan sanırım bir hafta geçti, sabah çocukları okula gönderdikten sonra mutfakta öğlen yemeği için hazırlık yapıyordum Nedim ise nerdeyse sabah doğru içip geldiği için uyuyordu. Yemek malzemelerimi çıkarıp temizlik yaptığım sırada Nedim uyandı, ilk defa bu kadar geç gelip bu kadar erken kalkıyordu açıkçası şaşırmıştım ama banyo yaptıktan sonra gideceğini düşündüğüm için önemsememiştim. On dakika falan sonra Nedim banyodan çıkıp dolaptaki rakıyı getirmemi ve yanına yiyecek ayarlamamı söyledi, o saatte içeceği için içimden beddualar ederek mutfağa gidip dediklerini yapmaya başladım. O kadar sinirlenmiştim ki arkamdan geldiğini fark etmemiştim bile, arkamdan sarılıp üzerimdeki elbiseleri çıkarmak için çabaladığında başıma gelecekleri tahmin edip dişimi sıkmaya başladım. Arkamdan zorlamaya başladığında, yapmamasını, çok rahatsız olduğumu ve doktorun bile dikkat etmem gerektiğini söyleyip, ameliyat olmamı istediğini korkarak söylediğimde saçımdan tutup yüzümü masaya birkaç defa vurdu. Zaten vurmasıyla beraber lavabonun üzeri kan içinde kaldı, burnumun kırıldığını, dudaklarımın patladığını anlayabiliyordum ama bu Nedim’i durdurmuyordu, daha çok vurup işini daha sert/canımı yakarak görmeye devam ediyordu. Bunu yaparken sürekli küfürler edip hakaretlerine başlamıştı ‘doktor söyledi demek, doktora mı veriyorsun orospu, o mu sikecek seni’ demeye başladığında, ben gayri ihtiyari olarak estağfurullah dedim, ondan sonra inandığım ne varsa küfretmeye başladı. Bir yandan küfrediyor bir yandan da eline geçirdiği rakı şişesini önden içime ( vajina ) sokup elleri ile bastırıyordu, arkamdan daha çok bastırıp omuzlarımı, başımı sinirden ısırmaya başladığında altından kurtulmak için çabalamaya başladım. Ben çabaladıkça o şiddetini artırıyordu, her yerimden kan gelmeye başladığını anlamıştım, ne kadar bağırdığımı bilmiyorum, tek bildiğim bağırıp beni bırakması için yalvardığımdı. Nedim bırakmadığı gibi vurup küfürlerine devam ettikçe neredeyse beynim, gözlerim, ciğerlerim dışarıya fırlayacak gibiydi, gözlerim kararıp tekrar açılmaya başladığında lavabonun üstündeki bıçak setine gözüm ilişti. Artık o anda Allah bana nasıl bir kuvvet verdiyse neredeyse bir kol boyu kadar uzağımdaki bıçak setine doğru kendimi sürüklettim, elimi attığımda en enli olan büyük bıçağı kavradım. Tam arkamdaki Nedim’in sağ boşluğuna ilk darbeyi vurduğumda daha kendimdeydim, o anda önümdeki (vajina ) şişe ayaklarımın önüne düşüp parçalandı, Nedim’in arkamdan hırıltılar çıkarıp geriye çıkması ile yüzümü ona döndüm. Gözleri büyümüştü, iki eliyle birden kan akan boşluğunu tutmaya çalışırken ayakta duramıyordu, dizleri üzerine yıkıldığında ne söylediğini bile anlamıyordum, dudakları kıpırdıyordu ama sanki insan gibi konuşmuyordu. Bacaklarımın arasından süzülen kanları fark ettikten sonrasını hiç hatırlamıyorum, gözümün önüne gelen görüntüler vardı ama ne duygum ne hissim ne de tepkim yoktu. Sürekli kulaklarıma uğultular geliyordu ama ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum, anlaşılır bir ses ya da söz duymuyordum. Nedim’in o ilk anda açılan kocaman gözlerini gözlerime dikip bakmasını bile anlamıyordum, sanırım bir süre Nedim’in gözlerine baktığım için kulağımdaki uğultular sese dönüşüyordu, belli belirsiz olsa bile sesleri seçmeye başlamıştım. Ben Nedim’in gözlerine bakarken sürekli kendi ismimi duyuyordum, sanki uzaklardan biri bana ‘Mürvet… Mürvet’ sesleniyordu, ses yabancı değildi ama ne anlamaya çalışacak haldeydim ne de önemsiyordum. Ben sadece Nedim’in kocaman açılmış gözlerine bakıyordum, hayatımda ilk defa bu kadar uzun süre ve belki de korkmadan Nedim’in gözlerini kırpmadan neden kocaman açtığını dahi önemsemeden bakıyordum. O anda ne kulağıma gelen ismim, ne ellerim ve bacaklarımın arasından süzülen kan benim için önemli değildi, Nedim’in gözlerine öyle bakabilmek önemliydi.

… Sonra beynimdeki, yüreğimdeki, dudaklarımdaki, dilimdeki, bedenimdeki birikmiş tüm acıları kelimelere döktüm, sessiz konuştum, bir tek Özgür duydu kulaklarıyla, gözleri ondan daha çok yaşardı, kulakları duyacaklarına hazır utançtan kızardı. On dört yıl kapı kapı dolaştım annemle temizlik yaptım, daha çocukken üşüdüğüm evime geri dönmemek, biraz daha çok ısınmak için özlem duydum. On dördünü bitirmeden, daha erkek nedir bilmeden kocaya satıldım, bedenim/bedelim nedir bilmedim, bir sebze torbası gibi taşındım üstelik koca evine, yanımda bir çanta kıyafetle, bilmediklerimden/bilemeyeceklerimden dolayı yedim ilk tokadı yüzüme babamınkinden daha acı hem de. Sonra üzerime çıktı karabasanım, tenim parçalandı da altında soluksuz kalmama aldırış etmeden içimden saçımın tellerine kadar alev alev yandım kan revan içinde, rakı kokusundan içimi boşaltmak istedim ortalığa da dökülmedi ciğerim, kalbim, beynim ve gözlerim. On beş yıl çektim, her gece Nedim eve gelmesin diye dua ettim, helal-haram kalmadı bedenimde, her gece tecavüze yattım tecavüze kalktım sabahında arındım paklandım ya izi kaldı vücudumdan çok beynimde, yüreğimde. Pembe tenimde diş izleri kolye gibi durdu kimi zaman, vahşi bir hayvanın diş izleri yüreğimdeki kanın birkaç damlasını akıttı sadece, bacaklarımın arası alev alev yandı her gece, bedenim haram, dilim dudaklarım harama yutkundu soluksuz. Rahmime tohumlar yerleştiğini bilmeden habersiz tenimi parçaladım her tecavüz sonrasında, ne üzerimdeki ter kokusu ne de tenimdeki iltihaplardan kurtulamadım bir yıl boyunca. Sonra rahmet üflendi bedenime, sabır üflendi, sevgi, şefkat, fedakârlık üflendi bedenime, canımdan ‘Can’ düştü rahmime, evlat dedim bedenim her gece vahşi hayvan tarafından parçalanırken bile. Karnımda taşıdım acı bile olsa rahmet nefesini/damlasını/nurunu, kan revan içinde koptu içimden ‘Can’ım, filmlerinizdeki, kitaplarınızdaki canan değildim belki ama Can getirdim dünyaya, yaşadığım acıları bir tek ben bilerek.

… Hayatta olduğum günlerde çocuklarım için Kemal ağabeyim ve tanıdıklarla neler yapacağımızı belirlemiştik, her ikisi de okullarına devam ediyordu. Ruhumu Allaha teslim ettiğim güne kadar ibadetimden geri kalmamaya çaba gösterdim, dışarıda kaldığım bir buçuk yıl boyunca hayatımda ne kadar önemli olduklarını söylediğim her insana şükredip dualarımı esirgemedim. Çocuklarımın hayatlarını kurtardım, Can Makine Mühendisi, Sevgi ise Hostes oldular, ben öldükten sonra hayatlarına ağabeylerim ve kardeşlerimin yardım/destekleriyle devam ettiler, hem beni hem de ailemi minnetle sahiplenip hiçbir zaman beni suçlamadılar. Ama ben tüm bu yaşadıklarımın suçlusu olarak önce babamı sonra da Nedimi gördüm, yaptığımdan pişmanlık duymadım, cezamın bir kısmını dünyada çektim, geri kalanını ahrette çekeceğim.

Geri dönüp baktığımda ben mi katilim yoksa beni on dördüne gelmeden kocaya veren Babam mı? Bana türlü işkenceyi reva gören ve hayatın her anını bana cehenneme çeviren Nedim mi ölümü hak edip dünya da cezalandırıldı yoksa ben mi hayata erken veda ettim? Bütün bunlar gibi aklınıza gelen yüzlerce soruya da varın siz karar verin, siz okumuş kültürlü insanlarsınız siz karar verin. Daha çocuk yaşta bir kızı çalıştırıp sırtından para kazanan Baba baba mıdır siz söyleyin, on dördüne gelmeden bir kızı parayla satmayı/evlendirmeyi hangi yasa, hangi vicdan hangi, kanun kabul eder siz söyleyin. Ben öldüm, çoktan hakkın rahmetine kavuştum siz sadece hikâyemi okudunuz/dinlediniz, şimdi siz söyleyin beni parayla satıp evlat gibi görmeyen Babam mı katil yoksa ben mi katilim? On dördünde körpe bir kızı parayla alıp her gece tecavüz eden, türlü sapıklıkları için kullanan adam mı katil yoksa ben mi katilim? Bir kadına türlü sapıklık yaparak sahip olan adam mı ölümü hak ediyor yoksa bu sapıklıktan hem kendini hem de kızını kurtarmaya çalışan kadın mı ölümü hak ediyor? Şimdi siz söyleyin hangi yasanız ve hangi kuralınız/hukukunuz tüm bunlara engel oluyor, halen kadınlar ölüyor halen hayatlar sönüyor, halen suçlu ile suçsuz ayırt edilmeksizin hayatlarımızda yerlerini almaya devam ediyor, siz ise bir biçimde sessiz kalarak bu suça dolaylı şekilde ortak oluyorsunuz.

nuce_07042012-110126-1333789286.08

Bu Yazıda 0 Yorum Var

Yazıya Yorum Yap