TÜLİN BUĞDAYCI

“KADIN” Dünya üzerinde yaşayan “En Kutsal” ve “En Değerli” canlı olarak yaşamını sürdürmeye çalışır. “Kadın”, Erkek/Eril düşünce yapısının etkisinde olan “ideoloji/ inanç/ sistem/rejim/yönetim” biçimleri tarafından “Fiziksel” ve “Düşünsel” saldırı ve baskıları sonucu  “Başkalaşmak” sorunu ile karşı karşıya kalmaktan kurtulamaz

Tülin Buğdaycı ( 43 Yaşında /Beşiri-BATMAN )

Soğuk bir kış günü Siirt’in *Beşiri ilçesinde dünyaya geldim, kışın, ayazın ve zemheri soğuklarının değdiği, zenginlikten yoksun çorak topraklar gibi bir evde doğmuşum. Yokluk ve yoksulluk miras gibi kalmış Anneme atalarından, öyle bir miras ki, kardeşleri/dayılarım tarafından Babam vefat edince, ben daha bir yaşını yeni bitirdiğimde başlık parasına alıcı bulunmuş Anneme. Ne üvey Babamın yaşı ne de hastalığı kimseyi ilgilendirmemiş, evde “iki boğaz fazla” olmasın diye ‘haraç mezat satılmış’ Annem ve eteğinin eksiği olan ben.

Aklım ermeye başladıktan sonra eski giydim, eski gördüm, eski yaşadım tek katlı eskici Osman’ın evinde. İki benden önce iki de Annemden dört kardeşim daha oldu Osman Babamdan, üvey dediysem evlatlarından ayırmadı hiçbir zaman, ne kötülüğünü ne de bir fiskesini yemedik hiç birimiz. Yoksulluğu kimlik gibi edinmişti Osman Babam da atalarından, ne atabiliyor ne de değiştirebiliyordu. Eskici Osman cehaletten kaybetmişti ilk karısını, topladığı hurda tenekelerin pası, ezilip derdest edilirken kesmiş karısının ayağını, önce hamur bırakılmış, sonra türlü koca karı ilaçları. Doktora gittiklerinde ise artık ne bacak kesilirse bir kurtuluş ne de kangrene bir çare bulunamamış, gözlerinin önünde elleri ile mezarını kazmışlar kardeşlerimin annesinin. Üç yıl para biriktirmiş Osman Babam, halalarım bakmış çocuklara ‘bıktık yeter artık’ diyene kadar. Kadınlar seferber olmuş Osman Babam ile çocukları alacak birini bulmak için, çok geçmemiş haber etmişler halama “paragöz Cemil’in kız kardeşi dul kalmış körpe yavrusu ile” dediklerinde dayımın kapısı çalınmış. Ne kamyonun çarpıp öldürdüğü Babam ne de daha bir yaşına girmeden yetim kalışım kurtaramamış Eskici Osman’a Annemle beni yedi bin liraya satılmaktan. İşte benim Annem ile Osman Babamın evliliği böyle olmuş, iki yoksul ve iki çaresiz insanın hayatı böyle birleşmiş.

… Okula kayıt yapmam gereken hafta Nur Hanım bize geldi, yanında deriden büyük bir çanta vardı. Ben ve Annem daha ne olduğunu anlamadan Nur Hanım çantanın içinde ihtiyacım olduğunu düşündüğü bazı eşyalar olduğunu söyleyip uygun bir şekilde almamı rica etti. Nur Hanım gittikten sonra Annemle çantayı açtık, hemen hepsi yeni olan elbiseler, havlu ve içinde banyo malzemeleri olan küçük bir çanta çıktı. Nur Hanım daha önce onunla konuştuğumda yatılı okulda kendi dolabımın olacağından ve özellikle temizlik konusuna dikkat etmem gerektiğinden bahsetmişti, o yüzden getirdikleri için ne kadar sevindiğimi anlatamam. Onun dışında da o zamanın parasıyla Kaymakamlık 10.000 Lira, Valilik ise 20.000 Lira ve kırtasiye malzemelerini Osman Babama vermişti. Valilik bundan başka kitap veya farklı ihtiyaçlarım olduğunda kendilerine dilekçe yazıp talepte bulunmamı istemiş, yılda iki defa Sümerbank’tan alışveriş yapmam için ihtiyaç çeki vermişti. Bu arada o verilen paralar öyle şimdiki gibi düşünülmesin, mesela Sümerbank’tan aldığımız bir ayakkabı 3500 Liraydı, ama bizim gibi bir aile için o para ve yardımlar ne kadar değerliydi hiç anlatamam. Beni o güne kadar Osman Babam ve kardeşlerim okuttu, ama o günden sonra devletin yardımı ve desteği olmasaydı inanın okuyamazdım, ben de tıpkı diğer kızlar gibi evleneceğim güne kadar koca beklerdim. Silvan’a gideceğim sabahın gecesinde neredeyse sabaha kadar hiç uyumadan konuştuk, hayatımda ikinci defa evden ayrılacaktım ve bu defa aynı gece eve geri dönmeyecektim, oldukça uzun bir süre eve gelmeyecek olmama hem Annem hem de kardeşlerim üzülüyordu. Bu üzüntü ile birlikte aslında hem heyecan hem de sevinci birlikte yaşıyorduk diyebilirim, birçok insanın başaramadığını başarmıştım ve her zaman bana inanıp destek olan bir aileye sahiptim. Yoksulluğumuza rağmen bu şansı yakalamış olmaktan dolayı sevinçliydim, hele Osman Babam ile birlikte okulu bitirip ‘Öğretmen’ olacağım günleri hayal etmemizin heyecanını hiç anlatamam, sabah kadar bunları konuştuk durduk. O gece Annemin bana doya doya sarılmasını, saçlarımı tıpkı çocukluğumda olduğu gibi koklayıp öperek taramasını unutamıyorum. Sabah erken ben, Osman Babam ve Oğuzhan Öğretmen birlikte evden ayrıldığımızda ise hepimiz birbirimize sarılıp ağladık ve öyle vedalaştık.

… O akşam güzel bir balık lokantasına gittik, gün içinde özellikle Hüseyin yokken yeterince düşünmüş ve etkilenmiştim ama Hüseyin beni şaşırtmaya devam ediyordu. Önce Frankfurt Otomobil fuarını ve kısaca işlerini nasıl büyütmek istediğinden, bunu gerçekleştirdikten sonra da bana ve kızımıza daha çok vakit ayırmak istediğinden bahsetti. Daha önce ne işlerinden bahseder ne de konuşulmasından/sorulmasından hoşlanırdı ama o gece kendiliğinden ve doğal olarak anlatıyordu, üstelik işlerinin sosyal hayatını ve aile yaşantısını/sorumluluklarını arka plana ittiğini itiraf ediyordu. Gece boyunca o yokken sorguladığım ve değerlendirdiğim neredeyse tüm hatalarını kendi kendine söyledi, bunlar için ne kadar üzgün ve pişman olduğunu anlattıktan sonra da bundan sonra kendisini affettirmek için neler yapacağını anlatmaya başladı. Son aylarda geçirdiğim/karşılaştığım bunca üzücü olay/davranış sonrası sanki hayal gibi geliyordu, iki hafta içinde Hüseyin’e sanki bir sihirli değnek değmiş ve eski haline geri dönmüş gibiydi. Beni hiç konuşturmadı dersem sanırım abartmış olmam, çünkü iki defa ne kadar kırılıp onun iş seyahatinden dönmesini ve neler konuşmayı planladığımı anlatmaya çalıştıysam da Hüseyin beni susturup ‘bunları unutalım, bundan sonra farklı olacak’ diyerek beni susturuyordu. Yemeklerimizi yedikten sonra da Hüseyin “önümüzdeki hafta İsviçre Cenevre’de Otomotiv Fuarı var, birlikte oraya gidelim hem iki hafta da tatil yaparız” dedi, şaşkındım ve ne diyeceğimi bilemiyordum. Hüseyin hiç ara vermeden “uzun süredir düşünüyordum, doğuma da fazla zaman kalmadı, yakında uzun seyahatlerde sana yasak olacak o yüzden kızımız dünyaya gelmeden önce tatil yapmış oluruz” dedi. Şaşkındım, ama o an ondan daha önemli olan mutlu olmamdı, aklım karışmıştı doğrusu o yüzden hemen o an cevap verecek gibi değildim, son yirmi dört saat içinde aramızdaki buzlar hızla erimişti fakat bu teklif farklıydı. Önce okul ile sonra da doktorla görüşmem gerektiğini söyledikten sonra daha derinlikli düşünmek için belki de içgüdüsel bir şekilde zaman kazandırmıştım kendi kendime. O gece ikimiz için de çok güzel geçmişti, uzun zaman sonra ilk defa bu kadar mutlu olduğum bir gece yaşamış olmak beni keyiflendirmiş, hatta Hüseyin ile ilgili davranışlarından dolayı oluşan olumsuz düşüncelerimden de yer yer mahcup olmuştum.

… Ben daha Hüseyin’in Romence konuştuğunun şaşkınlığını atamadan gözlerindeki öfke ve nefret ile vahşice beni silkeleyip küfrederek bağırmaya başladı. “Beynini siktiğimin geri zekâlı karısı, kendine gel, bundan sonra senin evin burası, geri dönmeyi unut ben nerede sen de oradasın aklını başına topla akıllı ol gebertirim seni” dediğinde gözlerindeki öfke ve nefret gittikçe büyüyordu. Ben fırlatıldığım kanepeden doğrulmaya çalışırken karşıma geçip parmağını sallayarak “bundan sonra sözümden dışarıya çık gör bak ne yaparım sana, önce Nurten’i sonra seni sonra da kendimi öldürürüm” diye bağırmaya başladı, “sen delirmişsin” dediğim anda da tokatla, yumrukla saldırıp küfretmeye ve beni dövmeye başladı. Ben bağırdıkça o vurdu, o vurdukça da ben bağırdım, ağladım, ağlayıp bağırdıkça da Hüseyin gittikçe vahşileşerek vurmaya devam etti, o an ne onun ettiği küfürleri ne vücudumun her yerine vurduğu yumruk ve tokatları ne de parmaklarının arasındaki tutam tutam saçlarımı önemsiyordum, kulaklarım sadece arka odadaki Nurten’in ağlama sesindeydi. O ‘sus bağırma’ dedikçe ben avazım çıktığı kadar bağırıp ‘çocuğun ağlamaktan nefesi kesildi bebeğim ölecek’ dedikçe o daha da şiddetli vurmaya devam ediyordu. En sonunda beni kanepeye yüz üstü yatırıp başımın arkasından saçlarımı tutarak yüzümü yastığa bastırıp vurmaya devam etti, tam nefesim kesilmek üzereyken bırakıyor sonra aynı şekilde vurmaya devam ediyordu, sürekli olarak bu şekilde dövmeye devam etti.

… Yaklaşık bir yıl sonra hem Türkiye/İstanbul’daki hem de buradaki mahkemeler sonuçlanmıştı, mahkemelerin sonuçlanmasından hemen sonra İsviçre’deki dil sınavlarına girdim. Mezun olduğum okul ve görev yaptığım yerlerin belgeleri geldikten sonra İsviçre’de bir yıl kadar pedagoji eğitimi aldım, bu eğitim sonrası da İsviçre’de mesleğime devam etme hakkını kazandım.

Son üç yıldır Zürih’te mesleğimi yapıyorum, bununla birlikte “Kadın ve Şiddet” konusunda akademik tezim ve kitabım üzerinde çalışmalarım devam ediyor. Öğretmen kimliğim dışında devletin sosyal kurumları ile sivil toplum kuruluşlarının bazı çalışmalarında danışman olarak görev alıyorum. Nurten ve Osman Derviş eğitimlerine devam ediyor ve aradan geçen yaklaşık on bir yıllık süreden sonra ilk defa bu yıl onlarla birlikte Ülkemi-Ailemi-Arkadaşlarımı yeniden görmek için planlar yapıyoruz.

…Geri dönüp baktığımda hayatımda yaptığım hataları ve korkularımın nedenlerini görebiliyorum, zayıflıklarım ve çocuklarım için katlandıklarımdan dolayı bazen üzüntü bazen de pişmanlık duyuyorum. Ancak hayatımdaki en büyük pişmanlığım, yediğim ilk tokat sonrası mantığım ile değerlendirme yapmam olmuştu. Hayatın bana öğrettiği ise, şiddeti bir ifade biçimi olarak uygulayan birinin hayatında pişmanlık ve duygunun olmadığıdır, hatta insanlığının olmadığını bile düşünürüm. Bu acizliği özellikle “Kadın ve Çocuk” üzerinde baskı aracı olarak kullanan kişinin insanlığı konusunda ciddi ve değişmeyecek kaygı/kuşkularım vardır.

Geçmişi geride bırakıp çocuklarım ile birlikte yeni bir hayat kurdum ve bu yeni hayat içinde artık erkeklere/ilişkiye karşı çok daha dikkatli davranıyorum. Öyle erkeklere karşı bir önyargı durumunu aştığımı söyleyebilirim, şimdi daha çok mantığım ve değer yargılarımla birlikte değerlendirip hayatın bana öğrettiklerinin süzgecinden geçirip yaşamayı ilke ediniyorum. Aynı okulda çalıştığım ve uzun yıllardır İsviçre’de yaşayan bir akademisyen arkadaşım var, bana ve çocuklarıma karşı son derece anlayışlı ve ilgili, ancak henüz ileriye dönük bir planlama yapmadık, en önemlisi de bana karşı gösterdiği sonsuz hoşgörü ve anlayışlı tavırlarıogretmen_atamalari

Bu Yazıda 0 Yorum Var

Yazıya Yorum Yap